|
Sokullu Paşa ve Çevresi
|
Sokullu
Paşa Camii
15. yüzyılda, döneminin en
ünlü bilim adamı ve
başbakanlarından Sokullu Paşa için Mimar Sinan'ın planı üzerine yapılan
bu cami, kubbesinin pandantifli geçiş kısmında, pencere alınlıklarında,
mermer mihrabın çevresinde duvarda ve minberin külahında yer alan çini
süslemeleri ve mimariyi ezmeyen başarılı bir iç düzenlemeye sahip olmasıyla
ünlü.
Bir diğer özelliği de 11. yüzyılın sonunda, İmparatorluğuk merkezinin
taşınmasından sonra terk edilen ve yıkılan ihtişamı ile ün yapan Büyük
Bizans Sarayının yerine yapılan binalardan biri olması.
|
|
|
|
|
Sultanahmet
Camii
Türk ve İslam dünyasının en ünlü
anıtlarından birisi olan Sultan
Ahmet Camii İstanbul'a gelen herkes tarafından hayranlıkla ziyaret edilir.
Klasik Türk Sanatının bir diğer örneği olan bu Sultan Camii orijinal olarak
6 minare ile inşa edilen tek camidir. Bulunduğu yer tarihi İstanbul şehrinin
daha erken yapılmış diğer önemli eserleri ile çevrilidir. İstanbul şehrinin
en güzel manzarası denizden görülür. Bu şahane manzarada caminin silueti
yer alır. Şöhreti "Mavi Camii" olarak bilinen eserin asıl adı I. Sultan
Ahmet Camiidir. Esas mesleğine yakışır şekilde, Mimar Mehmet Ağa Cami
içerisini kuyumcu titizliği ile dekore etmiştir.
|
Ayasofya Müzesi
Avlunun içerisindeki müze girişi,
asırlar sonra yeniden kullanılmaya
başlanan, batı yönündeki orijinal kapıdır. Girişin yanında önceki, ikinci
binanın kalıntıları görülür. Vaftiz olamayanların girebildikleri dış
koridor 5 kapı ile iç koridora, burası da 9 kapı ile kilisenin esas
kısmına açılır. Ortadaki yüksek kapı İmparatorluk kapısı idi. Bunun
üzerindeki mozaik pano 9. yy. sonunda yapılmıştır. Ortada taht üzerinde
oturan pantokrator İsa'dan bir imparator şefaat istemektedir. Yanlardaki
madalyonlarda Meryem Ana ve Baş Melek Gabriel'in portreleri vardır.
İç koridor ve yan neflerin tavanındaki diğer figürsüz mozaikler Justinyen
devri orijinalleridir.Yapının ana kısmında ziyaretçiyi görkemli ve muazzam
bir mekân karşılar. İlk adımdan itibaren kubbenin tesiri derhal hissedilir.
Sanki havaya asılı gibi durmakta ve bütün binayı kaplamaktadır. Duvarlar
ve tavanlar mermer ve mozaiklerle kaplı, rengarenk bir görünüştedir.
Kubbe mozaiklerinin 3 değişik renk tonu, yapılan 3 değişik tamirat devrini
gösterir. Yüksekliği ve çapı ile dünyanın en büyük kubbesi iken günümüzde
de sayılı büyük kubbelerindedir.
|
Hipodrom
ve Sultanahmet Meydanı
Her devirde şehrin en önemli
ve dinamik yeri, yarım ada yedi tepesinin
ilki olmuştur. Şehrin ilk kurulduğu akropol surlarla çevrili, tipik
bir Akdeniz ticari yerleşimiydi. Roma devrinde bu merkez genişletilerek,
yenilenmiştir. Günümüze çok az kalıntıları kalan Roma devri önemli yapıları
ve abideleri Hipodrom çevresinde inşa edilmişti. "Büyük Saray" diye
bilinen İmparatorluk Sarayı Hipodromun yanından başlar, aşağılara, deniz
kenarına kadar uzanırdı. Bu Saraydan günümüze bir büyük salonun yer
mozaik panosu gelebilmiştir. Şehrin en önemli meydanı Agusteion ve burası
ile cadde arasında
Milerium zafer takı bulunurdu. Cadde Roma'ya kadar uzanan yolun başlangıcı
idi ve ilk km taşıda buradaydı. Hamamlar, mabetler, dini, kültürel,
idare ve sosyal merkezler bu civara yerleşmişlerdi. Semt Bizans ve Türk
devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmiştir. İstanbul'un en önemli
abideleri Ayasofya, Sultan Ahmet Camii, Türk ve İslam Eserleri Müzesi,
Yere Batan Sarnıcı burada, Hipodromun çevresindedirler. Şehrin ana caddeleri
(aşağı limana inen ve batıya şehir surlarına doğru gidenler) Hipodromdan
başlar ve yamaçları takip ederdi. Yol kenarları ticari kuruluşlar ve
ikametgahlarla çevrili idi. Yan yollar dar ve bazıları basamaklarla
yokuş aşağı uzanırlardı. Anayol kaldırımları bazen iki katlı, galerili
inşaa edilmişlerdi.
|